Yazı Detayı
02 Aralık 2019 - Pazartesi 11:45 Bu yazı 234 kez okundu
 
Soner Yalçın, Rahmi Turan ve Sözcü Gazetesi
Av. Tuncay Koç
 
 

Soner Yalçın geçen Perşembe günü, Haluk Bilginer’in aldığı Uluslararası Emmy ödülü sonrasında bir yazı yazdı. Her zamanki üslubuyla “sol” a akıl vermeye kalkan yazıda, bu ödüllere sevinmek yerine “sol”un düşünmesi gerektiğini söylüyordu. Söylüyordu da yazıyı okuyup bitirdiğinizde neden yazıldığını, yeni olarak ne söylediğini, Bilginer’i neden eleştirdiğini anlamıyordunuz bile… Bilginer’in oynadığı dizi “Şahsiyet” le ilgili eleştiriye ya da EMMY ödüllerinin nasıl bir kapitalist komplo olduğuna dair hiçbir şey yok. Sadece genel bir kapitalizm eleştirisi ve kapitalist tüketim kültürü eleştirisi var. (bu da yazının ikinci kısmında. İlk kısım tamamen ilaç sektörüne ilişkin)
Yalçın’ın bu eleştirileri yanlış mı, genel anlamda değil elbet. Ancak, bir oyuncu ödül almış, bunu eleştireceğim diye yola çıkıp da günümüz dünyasında herkesin bildiği beylik laflar ederseniz sizi kimse ciddiye almaz. Sanki eleştirdiği solcular bilmiyor kültür emperyalizmini, ABD yayılmacılığını ya da verilen ödüllerin ne manaya geldiğini. Sorun şu ki muhalif insanlar da kapitalist tüketim dünyasının içinde yaşıyorlar ve bir parça da olsa tükettikleri şeylerde özellikle de kültür ürünlerinde “kalite” arıyorlar.(Kaldı ki ne Bilginer çok politize olmuş bir kişilik, ne dizinin öyle bir iddiası var. Ayrıca dizi kendi içinde ilerici yönler barındırmakta, ama kültür endüstrisi içinde elbet. Ama bunlar bu yazı dışı) Dünya, 1980 yılından önce ki dünya değil. Türkiye’de darbenin olduğu yılın hemen ertesi, Reagan,-Thatcher ikilisi yeni vahşi pazar ekonomisini dünyaya yayarken, küreselleşme denilen olgu da her yeri işgal etti. 2000’li yıllarda dünya tam anlamıyla küreselleşirken, sol muhalefette yerelden küreselleşmeye doğru yol almaya çalıştı ama başarılı olamadı. (bu konu başka bir yazı konusu olsun) Sol’un egemen olduğu sanat, genel olarak kültür alanı bile tüketim alanının etkisinde kaldı. Sol, buna alternatif üretemedi. Mesele bu kadar büyük…
Bunun karşısında, Soner Yalçın, bu büyük meselelerin nedenine girmeden, sermayenin Türkiye’deki durum ve pozisyonunu tahlil etmeden genel bir emperyalizm türküsü ve her fırsatta “hayali” bir solla dövüşerek kendine bir rol biçiyor. Hitap ettiği “sol” kesim kim, o bile belli değil. Türkiye’de genel olarak “sol” diyebileceğimiz başlı başına bir yapı mevcut değil. Çok sayıda değişik sol yapılanma var. Hepsinin anlayışı farklı…
S. Yalçın, neden “sola” seslenme ihtiyacı duyuyor? Çünkü kendisi uzunca bir zamandır sol içinden bir şey üretmiyor. Sol camiadan dışlandığını biliyor. Son yıllardaki yazılarının çoğu eski çalıştığı yer olan “Aydınlık” kıvamında…. İktidara eleştiri az, ama hayali bir “sola” yöneltilen eleştiri çok fazla. Herkes içeriye Ahmet Şık gibi girip Ahmet Şık gibi çıkamıyor tabii. Bazıları da Nedim Şener gibi, Soner Yalçın gibi çıkıyorlar. Elbette, Yalçın’ın, Şener’in ya da Şık’ın içeri düşmesinde Fetö’nün ve arkasındakı güç ABD’nin desteği var. Bu nedenle ABD emperyalizmini eleştirmek hakları, hepimizin hakkı. Ama bunu yaparken o zaman iktidarın büyük ortağı olan, hâlâ iktidarın tek sahibi olan AKP’yi eleştirmezseniz sahici olamazsınız.
Soner Yalçın, solu, sosyalistleri, kültür endüstrisinin ürünü EMMY’i her şeyi eleştiriyor da bir de özeleştiri yapsa iyi olur. Mesela kültür endüstrisinin pespaye ürünlerinden Kurtlar Vadisi’nin ilk konsept danışmanıydı kendisi. Unutmadık. Geçen yıl yazdığı Saklı Seçilmişler kitabında kullandığı Gdo ile ilgili bilgilerin bir araştırmacının blog yazılarından aynen alındığı daha yeni ortaya çıktı. (Ayşe Bereket adlı yazarın makaleleri) Buna bir şey diyecek mi? Demez, çünkü yaptığı ilk değil. Daha önce de yazar Tayfun ER’in “Gökyüzü” mahlasıyla internette yazdığı “Sabetayizm” ile ilgili bilgileri kaynak göstermeden alıp kitabı “Efendi: Beyaz Müslümanların Büyük Sırrı” kitabına koymuştu. Kendisi yüzbin satan ünlü gazeteci olduğu için Tayfun Er, ya da Ayşe Bereket kim? Eleştiriler en fazla medyada 2 gün yer alır, unutulur giderdi işte. Tayfun Er meselesi öyle oldu çünkü.
Yalçın’ın bu yazılarını yazdığı gazete de ilginç elbette. Geçen hafta “Saray’a hangi CHP’li çıktı” tartışmasının göbeğinde yer alan Rahmi Turan’ın başyazarı olduğu gazeteden bahsediyoruz. “Sözcü” gazetesi, evet AKP’ye muhaliftir. En azından yüzeyde öyle gözükür. AKP’nin çoğu militarist operasyonuna ise destek vermiştir. (En son Kuzey Suriye operasyonu)
İlginçtir Sözcü gazetesinin sermayesini, kuruluş aşamasını merak eden gazeteciler çıkmadı. Sadece iktidar, gazeteyi biraz baskılamak için Sözcü aleyhinde de Fetö’cü yaftasını yapıştırdı. Sahibi gözüken Burak Akbay’a dava açtı. Dava, Akbay’ın Fetö’ye yardım edip etmediği minvalinde sürüyor.
Rahmi Turan’ın, geçen hafta, geçmiş şeceresi okunurken 80’li yıllarda çıkardığı Tan gazetesi yazıldı. 90’lardaki Gözcü gazetesi üzerinde ise durulmadı. Rahmi Turan’ın en önemli özelliği Türkiye’de çok satan gazeteler çıkartması. (Günaydın ve Tan bunlardan ikisi) Doğal olarak bu gazetelerde bir kalite beklenmemeli… Hem Dinç Bilgin için çalışmış, gazete kurmuş, hem Aydın Doğan için. 1996 yılında “Halkın Gözcüsü” sloganıyla Doğan Grubundan görece muhalif “Gözcü” gazetesini çıkartıyor. Gözcü, çok satan gazeteler gibi, az sayfalı, bol bulmaca ve magazin ağırlıklı. Manşetleri ise halkın geçim derdine odaklı, hayat pahalılığı, zamlar ve buna benzer eleştiriler. Gözcü tam 11 yıl yayınlanıyor ve Doğan grubu AKP iktidarı ile cicili bicili iken grubun magazinel ama muhalif gazetesi olarak öne çıkıyor. Birden 2007 yılının mart sonunda gazetenin zarar etmesi bahane gösterilerek Gözcü gazetesi Doğan tarafından kapatılıyor. 2007 Haziran ayı sonunda ise yeni bir gazete geliyor “Sözcü”. Rahmi Turan genel yayın yönetmeni değil ama gazetenin kuruluşunda ve yazarları arasında var. 22 Temmuz 2007 milletvekili seçimlerinden tam 25 gün önce çıkan gazete muhalif bir gazete olacağını belli ediyor. Sahibi olarak Burak Akbay diye 28 yaşındaki biri gözüküyor. Burak Akbay’ın babası Ertuğrul da Günaydın gazetesi ve yan yayınlarında çalışmış bir işadamı… İşte bu ekip Sözcü’yü çıkartıyor ve 12 yıl sonunda Türkiye’nin en çok satan gazetesi konumuna geliyor. Sözcü’nün bir özelliği daha var. Doğan grubunun eskilerini toplaması. Önce Hürriyet’ten atılan Emin Çölaşan’la başlıyor bu eskileri toplama işi, sonra Bekir Coşkun’la devam ediyor. Uğur Dündar, Yılmaz Özdil derken Doğan grubunda atılan ağır toplar Sözcü’de toplanıyor. (Liberal ya daha hafif sola çeken yazarlar ise Sözcü’ye alınmıyor) Soner Yalçın da onlardan biri. Hürriyet’in her yazar atışı ve tiraj kaybı, Sözcü’ye yarıyor.
Yalçın Küçük’ün bir deyişi vardı “Hürriyet devletin gazetesidir” diye… Doğan grubu Demirören’e satıldı. Ama yazarları Sözcü de görev ifasına devam ediyor.
“Herkesin unuttuğunu biz hatırlamasak” demişti Turgut Uyar .
Bellek bazen başa bela

 
Etiketler: Soner, Yalçın,, Rahmi, Turan, ve, Sözcü, Gazetesi,
Yorumlar
Diğer Yazılar
Yazarlar
Süper Lig
Takımlar
P
Av
M
B
G
O
1
Trabzonspor
53
0
3
8
15
26
2
Başakşehir FK
53
0
3
8
15
26
3
Galatasaray
50
0
4
8
14
26
4
Sivasspor
49
0
5
7
14
26
5
Beşiktaş
44
0
8
5
13
26
6
Alanyaspor
43
0
7
7
12
26
7
Fenerbahçe
40
0
8
7
11
26
8
Göztepe
37
0
9
7
10
26
9
Gaziantep FK
32
0
10
8
8
26
10
Denizlispor
31
0
11
7
8
26
11
Antalyaspor
30
0
10
9
7
26
12
Gençlerbirliği
28
0
12
7
7
26
13
Kasımpaşa
26
0
14
5
7
26
14
Konyaspor
26
0
10
11
5
26
15
Yeni Malatyaspor
25
0
13
7
6
26
16
Çaykur Rizespor
25
0
15
4
7
26
17
MKE Ankaragücü
23
0
13
8
5
26
18
Kayserispor
22
0
14
7
5
26
Modül 1

Bu modül kullanıcı tarafından yönetilir, ister kod girilir ister iframe ile içerik çekilir. Toplamda kullanıcı 5 modül ekleme hakkına sahiptir, bu modül dahil tüm sağdaki modüller manuel olarak sıralanabilir.

Haber Yazılımı
G-3P05WK8YYB